06/03/2021 - 06:34

Sosyal Medyada Paylaş

Üç Tepe Üç Roman

Üç Tepe Üç Roman

Abdurrahman Erin

Öz: Türk Romanın başlangıcı Türk edebiyatında Tanzimat edebiyatından, günümüze kadar büyük bir serüvenden geçmiştir. Türk edebiyatının temel yapı taşı olan romanlarda önemli olan tasvir boyutudur. Genel olarak romanlarda yapılan tasvirler eserin yazıldığı dönemin ve yazıldığı yerin içerisinde bulunan belirli bölgelerden oluşmaktadır. Tanzimat döneminin önemli tasviri Çamlıca tepesi, Servet-i Fünun Tepebaşı, Milli edebiyat döneminin ise Metris tepedir. Bu mekânlar bulundukları dönem ve özellikleri ile özdeşleşmişlerdir. Bu makalede anlatılmak istenen durum üç tepenin, romanların ve dönemlerin bu mekânlarla nasıl anlatıldığını ve işlendiğini göreceğiz. 

Anahtar Kelimeler: Çamlıca, Tepebaşı, Metris, Üç tepe, Roman

Abstact: The beginning of Turkish novel has passed from Tanzimat literature in Turkish literature as big as a day-long adventure. It is an important dimension of novels which are the basic building stone of Turkish literature. In general, depictions made in novels are made up of certain regions within the period of writing and where they are written. The important depiction of the Tanzimat period is Çamlıca Hill, Servet-i Fünun Tepebaşı, and the National Literature Metris Hill. These places are identified with their periods and features. In this article we will see how three hills, novels and periods are told and processed with these places.

Key words: Çamlıca, Tepebaşı, Metris, Three hills, Novel

Giriş

Roman, olayları anlamak, anlatmak ve bir bilgi birikimi oluşturmanın yolunun en önemli yapısı olacağı düşüncesi ile doğan bir edebi türdür. Tanzimat Dönemi öncesi Türk edebiyatında hikâye ve roman gibi türlere yer verilmemiştir. Nesir alanında daha çok tarih, nasihatname, siyasetname, seyahatname vb. eser verilmiş, olay kaynaklı eser ise daha çok mesnevi türünde yazılmıştır. Tanzimat edebiyatı döneminde nesir kendini ortaya çıkartarak bir inkılap yaratmış, onu şiirden daha etkili olarak bir biçimde hazırlanmaya başlanmıştır. Romanın doğuşunun genel olarak gerekçesi; halkın okuması ve bilgi birikiminin yüksek seviyelere ulaşmasıdır. Tanzimat edebiyatından (1860) günümüze kadar (2018) sayısız yazılmış olan romanların yazıldığı dönemle özdeşleştiği görülmektedir. Çalışmamızın ilerleyen bölümlerinde dönem, roman ve mekân özdeşleşmesinin nasıl oluştuğuna değineceğiz. 

Yahya Kemal’in Eğil Dağlar adlı kitabında bir araya getirilen yazılarından birisi de Üç Tepe isimli makalesidir. Yahya Kemal bu makaleyi Kurtuluş Savaşı mücadelesi döneminde yazmıştır.

Dergah mecmuasının başmakalesi diyebileceğimiz musahabeler dergide geniş yer tutar. Dergide bulunan otuz altı musahabenin on beşi Yahya Kemal' e aittir. Bunlardan 1. sayıda çıkan "Üç Tepe" başlıklı olan musahabe doğrudan doğruya Kurtuluş Savaşı ile ilgili(dir). (Karadişoğulları, 2005: 224)

Yukarıda da belirtildiği gibi Yahya Kemal bu makalesini Türk milletinin varoluş savaşı verdiği bir döneme istinaden yazmıştır. Makaleye göre Tanzimat edebiyatında başlangıç adımı atılan roman ilerleyen zaman içerisinde dönemlere ayrılacak kadar farklı kimliklere bürünmüştür. Bizim de çalışmamızın ilerleyen bölümlerinde üç tepe ile bağlantı kurmaya çalıştığımızı göreceksiniz. Bu tepelerden birincisi Çamlıca Tepesi’dir, ikinci tepe Tepebaşı olarak bilinen yer günümüzde Beyoğlu’nun arka sokakları olarak geçmektedir, son tepemiz ise Metristepe’dir. Bu üç tepenin en önemli özellikleri romanlarla ve dönemlerle özdeşleşmiş olmasıdır. Çamlıca tepesinin Tanzimat dönemi, Tepebaşının Servet-i Fünun dönemi ve Metris tepenin ise Milli edebiyat dönemi ile özdeşleşmiş olduğunu yansıtmaktadır.

Yahya Kemal Beyatlı “Üç Tepe” başlıklı yazısında Türk edebiyatının şimdiye kadar iki tepeden (Çamlıca ve Tepebaşı) âleme baktığını, bugünün edebiyatının ise Metristepe'yi kendisine şiar edineceğini belirtir (BEYATLI, 2008: 71). Yahya Kemal Beyatlı’nın Üç tepe makalesi ile birlikte Çamlıca, Tepebaşı ve Metris tepe dönemlerin roman ve hikâyelerinin sadece içerisinde yer alan bir mekândan ibaret değil, Tanzimat, Servet-i Fünun ve Milli edebiyat dönemlerinin sanat anlayışı ile iç içe yaşamaktadır. Bu yazıda üç tepe, üç roman yani “İntibah-Mai ve siyah, Kiralık Konak” Dönemlerinin en iyi romanları kabul edilmeleriyle birlikte, içerisinde yer alan tepe tasvirleri ile örnekler üzerinden analiz ile özdeşleşmesini ve dönemim sanatını inceleyeceğiz.

1.    Çamlıca Tepesi ve “İntibah”

Çamlıca, Namık Kemal ve genç arkadaşları Hamid, Ekrem, Sezâi ve ötekilerinin elli sene evvel âleme baktıkları tepedir. Namık Kemal, yeni edebiyatın ilk çocuklarına, orada, eski vezir konaklarında tesadüf etti. Bu çocuklar, İstanbul kibar efendilerinin Çerkez cariyelerinden doğmuş, dadılar ve lalalar elinde büyümüş, devlet rüyasını daha beşikte iken görmüş, biraz şehzade ruhluydular. (BEYATLI, 2008: 71)  Tanzimat edebiyatının öncü isimlerinden Namık Kemal, ilk edebî roman olarak kabul edilen İntibah romanında tasvir olarak Çamlıca’yı seçmiştir. Yazar, İntibah romanına bahar tasviriyle başlar. Prof. Dr. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın konu ile ilgili bir yazısı konuya devamlılık sağlamaktadır.

Nitekim başındaki bahar ve Çamlıca tasviri âdeta büyük mesnevilerin başındaki kasidelerin “nesib”ine benzer, hattâ bizzat muharrir burada “girizgâh” kelimesini bile kullanır. Hiç bir derin ve şahsî imajın bulunmadıgı bu tasvir sadece eski şiir tabiatının bir vulgarisation'unu andırır (Tanpınar, 1997: 405).

Roman sanatının başlangıcı sayılan intibah romanı, Çamlıca tasvirine bahar tasviri ile başlar dönemim divan edebiyatı etkisinde devam ettiğinin göstergesi olarak bilinen bahar tasvirleri, hayatın içinden çıkıp insanların ruhuna değmesi ile son bulmaktadır.

Güller göründükçe zannolunur ki birçok nev-reste nihal-i cemal agyar nazarından kaçarak agaç gölgelerine, yaprak aralarına saklanmış; arasıra rüzgârı muvafık buldukça hicab-ı ihtifalarından çıkarlar, birbiriyle dudak dudaga gelirler; rüzgâr muhalefete başlayınca yine inzivaya çekilirler, birbirlerine mütehassirane arz-ı iştiyak ile hafif hafif gülüşürler (Namık Kemal, 2008: 10).

Yazar, bu bölümde lalelerden de güllere benzer şekilde söz eder. Yazara göre laleler, bahçede yapılan bir eğlencede kendinden geçip sarhoş olan meclis erbabının bir köşeye bıraktıkları dolu kadehlerdir. Baharın yeşilliğinden, gülü ve lalesinden hayranlıkla söz eden yazar.(OKUMUŞ, 2011;17) Vermekte olduğum örnekte yazar bahar tasviri ile başlamış şiir sanatını kullanarak sanatkâr bir üslup ile yansıtmayı başarmıştır. Aynı şekilde yazıldığı dönemde yazmış olduğu roman ilk edebi eser olarak ortaya koyan N. Kemal dönemin sanatsal özelliklerini roman ile bileştirmiştir. Yukardaki örnekte bahar betimlemesi romantizm akımından etkilenerek ortaya çıkmıştır.

Çamlıca o nazar-gâh-i ibrettir ki bahar içinde insan çeşmesinin yanına çıkar da başını kaldırır etrafına bakınır ise gözünün önünde tabiî, sınaî, fennî nice yüz bin türlü bedayiden mürekkep bir başka âlem görür. Bayagı hadika-i basar o âlem-i bedayiin bir maharet-i fevkalade ile nokta-i vahideye sıgıştırılmış haritasına döner. Bir de gözünü aşagı meylettirmek isteyince nur-ı nazarı cihanın her türlü ezharını cami ve şükûfe-zara düşmüş zenbur gibi dakikada bir çiçege işleyerek, saniyede bir meyve ile oyalanarak aheste aheste sahil-i deryaya gidinceye kadar tab ü tüvandan kesilir (Namık Kemal, 2008: 13).

Bu edebiyat, çok sıhhatli, temiz havalı, çok sıcaktı; cephaneyi, üstüne çıkıp da berhava edecek zabitlere, gemisini düşman vermemek için batıracak kaptanlara vücut veriyordu. Yalnız bu edebiyat mazidir. Çamlıca gençleri o tepeden eski saltanatın rüyasını görüyor, o rüyaya yeni fikirlerle vücut vermeyi hayal ediyorlardı.(BEYATLI, 2008: 72) Açıklama dışında baktığımızda, farklı bir âlemden bakmakta olduğumuzu Çamlıca tepesi dönemim sanatsallığı ile birleşmiştir. Türk romanının başladığı yer Çamlıca tepesi romantizm akımını tekrardan yazmaya başlamıştır. Çamlıca dönemin ve yazarın oluşturmakta olduğu idealizmden bahsetmektedir. 

1860 Tanzimat döneminin ve romanının başlangıcı olarak Kabul edilmektedir. Tanzimat fermanının ilanı ile sanat anlayışı Namık kemal ve dönemin yazarları ile ilerletilmiş ve yenilikle başlamıştır. “Namık Kemal, romana "Son Pişmanlık" adını koymuştur. Dönemde yapılan yayınları denetleyen Maarif Vekâleti, romanın başlığını yazara danışmaksızın "İntibah: Sergüzeşt-i Ali Bey" olarak değiştirmiş, bazı kısımları sansürlemiştir. Günümüze ulaşan ismi sadece “İntibahtır”. İntibahın Türkçe sözlük karşılığı “Uyanış” anlamına gelmektedir.” Roman devrinin başlangıcı sayılan İntibah romantizm adı altında halka bilgi vermek amacı ile Uyanış ismi ile aydınlatılmaya başlamıştır.

2.    Tepebaşı ve Mai ve Siyah

Yeni bir dönem ve yeni bir tepe olarak 19.yy’ın başlarında gözlerimizi Çamlıca’dan Tepebaşına çeviriyoruz. Servet-i Fünun döneminin en ünlü tepesidir. “İstanbul’un Anadolu yakasındaki semtlerinden Üsküdar'da bulunan Çamlıca'ya karşın Tepebaşı, Avrupa yakasında, Beyoğlu sınırları içindedir. Gayrimüslimlerin nüfusun çoğunluğunu oluşturduğu Beyoğlu, binaları, modern restoranları, tiyatroları, mağazalarıyla Türklerin de ilgisini çekmeye başlar”. .(OKUMUŞ, 2011;17) 

Çamlıca Tepesi’nden Tepebaşı’na geçiş nice muasırlara bir inhitat hâdisesi gibi görünüyor. Mâi ve Siyah kahramanı Ahmet Cemil’in Tepebaşı’ndaki meşhur gecesinden sonra son neslin gençleri milli rüyadan uyanarak var kuvvetleriyle medeniyete atıldılar..(BEYATLI, 2008: 72) 

Tepebaşı sahneye geldiği zaman dönemim siyasi boyutunun dışında tutulan bir durumdur. Romanın idealler ortamını öne çıkartmak için yazdığını, aslında Ahmet Cemil’in kendisini dinlemeyi İstanbul ve Haliç manzarasını seyre dalmayı ve düşünerek idealleri ortaya çıkarmaya çalışmakta;

Mütekellim bir ruh kadar belig olsun, bütün kederlerimize, neşvelerimize, düşüncelerimize, o kalbin bin türlü inceliklerine, fikrin bin çeşid derinliklerine, heyecanlarına, tehevvürlere terceman olsun; bir lisan ki bizimle beraber gurubun mahzun renklerine dalsın düşünsün, bir lisan ki ruhumuzla beraber bir matemin ye'sile aglasın. Bir lisan ki a'sabımızın heyecanına refakat ederek çırpınsın… Haniya bir kemanın telinde zabt olunamaz, anlaşılamaz, bir kaide altına alınamaz nagmeler olur ki ruhu titretir… Haniya fecirden evvel âfâka hafif bir renk imtizacile dagılmış sisler olur ki üzerlerinde tersim olunamaz, tayin edilemez akisler uçar; nazarlara buseler serper… Haniya bazı gözler olur ki sonsuz karanlıklarla dolu bir ufka açılmış kadar ölçülemez, nerede bitecegine vukuf kabil olamaz derinlikleri vardır, hissiyatı yutar… Işte bir lisan istiyoruz ki onda o nagmeler, o renkler, o derinlikler olsun. Fırtınalarla gürlesin, dalgalarla yuvarlansın, rüzgârlarla sarsılsın; sonra müteverrim bir kızın yatagı kenarına düşsün aglasın, bir çocugun beşigine egilsin gülsün, bir gencin ümidle parlayan nazarına saklansın. Bir lisan… Oh! Saçma söylüyorum zannedeceksiniz, bir lisan ki sanki tamamile bir insan olsun (Uşaklıgil, 1938: 10).

Dönemin sanatçıları bulundukları ekollere göre şiire veya romana yansıttıkları müzik ve resim estetik güzellik oluşturmaktadır. Romanlar genellikle realizm ekolü olarak ele alınmakta, müzik ve resim ekolü ise dönemin sanatı ve kimliğine bürünüp parnasizm ve sembolizm ekolü ile ilerlemektedir. Müzik ve resim yazarların ilgisi üzerine roman karakterlerine de yansımış Mai ve Siyah romanında Ahmet Cemil ile bize ulaşmıştır.

Waldteufel'in bu meşhur Valse-ını ne vakit dinlese  bütün  hayali inkişaf ederdi. Onun ismini kendine mahsus şive ile terceme etmişdi: Bârân-ı elmas! Ne güzel, ne hülyalar getiren, nasıl rüya âlemleri açan bir isim (Uşaklıgil, 1938: 19).

Bunların dışında dönemin sanatçılarının yazdıkları genel olarak karamsar ve içine kapanıktır. Çünkü dönem Abdülhamit dönemidir ve sarayla karşı karşıya gelmemek için siyassi durumlardan uzak durmaktadırlar. Bu yüzden sanatçıların geneli siyasetten uzak durmaktadırlar. 

Ahmet Cemil, Tepebaşı'nda etrafı seyreder ve kalabalığın arasına girmek yerine hayallerine sığınır:

Ta ötede dönen bir levhanın yalnız bir kısmı şeklinde gözünün önünden akıp giden şu seyrancılara, agaçların arasında küme küme oturan bütün bu halka onun bir nisbeti var mı ki gitsin de o kalabalıgın içine atılsın? O bu dünyada herkesden uzak, herkese yabancı degil mi? (…) Onun âlemi işte şu yavaş yavaş açılan beyninin içinde mai bir sema, o mai semanın içinde birçok gülümseyen ümid yıldızlarından ibaretdi. Orada da bârânı elmas… (Uşaklıgil, 1938: 21).

Tanzimat dönemi ile Servet-i Fünun dönemi arasında bir geçiş süreci ile yazarlar kendi seviyelerini biraz daha ileri çekmişlerdir. Halit Ziya’nın teknik başarısı dışında dönemi ile iç içe geçmiş olan roman özellikleri birlikte ilerletmesi daha üst seviyeye taşımıştır. 

Halit Ziya'nın Istanbul'da yazdıgı ilk roman olan “Mai ve Siyah”, kahramanın aşk ve sanat hülyalarının, meşhur ve zengin olma hayallerinin hayatın acımasız gerçekleri karşısında sönüşünü konu alır. (OKUMUŞ, 2011;17)

3.    Metristepe ve Yaban

Son olarak ele alınacak tepe ise Milli Edebiyat’ın kalbi Metristepe’dir. Bugün Bozüyük civarında olan Metristepe, Inönü Savaşı'nın yaşandıgı  mekândır Milli Mücadele döneminden itibaren yazılan yazılarn çoğu Metristepe’yi kapsamaktadır. Bu yazılarıdan en iyilerini yazan yazarladan biri Yakup Kadri’dir. Yahya Kemal’in burayı nasıl anlattığına değinelim:

İnönü Meydan Muharebesi’nin son günleri Metris Tepe’den vaziyete bakan ismet paşa, neler gördüğünü milli timsal Mustafa Kemal Paşa’ya haber veriyordu. Tabanları ensesine vurarak kaçan düşman… Fistanellâları tersine çevrilmiş şemsiyeler gibi kaşan efszunlar… Alevler içinde yanan Bozöyük! Milli timsal, bu bozgunu seyreden İsmet Paşa’ya Metris Tepe’den daha neler görüldüğünü, yarının müjdesini almış millet rehberlerine has bir sesle hatırlatıyordu.(BEYATLI, 2008; 70)

Yukarıda Yahya Kemal’in de büyük bir heyecan ve takdirle anlattığı bu tepe Yakup Kadri’de de yerini bulur:

Mutlak içimizde bir şafak doğuyor, bu şafak millî şuurumuzdur. Gerçi, biz bu şuuru birçok gözyaşı ve birçok kan selleri içinden, birçok acılar ve ıstıraplar ile kıvrana kıvrana bulduk, fakat yeryüzünde hangi tepeye zahmetsiz varılır (Karaosmanoglu, 1981: 24)?

Milli mücadele döneminin başlangıcından itibaren verilmekten olan mesajlar milli yazarlarımız tarafından yani Yakup Kadri, Halide Edip Adıvar vb. milli mücadele aşkı ile ilerlemektedir. Dönem milli edebiyat adını almasının en büyük sebebi yazarları ve mücadele dönemidir.

Bir millet yalnız maddî refah ile mesut olmaz; onun yetişmek istedigi birçok yüksek tepeler vardı, öyle tepeler ki kiminde kutsal bir ateş yanar, kiminde can verici bir pınar kaynar, kiminde sarhoş edici rüzgârlar eser. Lâzım gelir ki, devlet adamları bu tepelere tırmanan kitlelerin önüne geçsin, arkalarından geriye dogru çekmek ukalalığına kalkışmasın. Bu lüzumsuz bir ihtiyatkarlıktır (Karaosmanoglu, 1981: 34).

Açıklamalardan da anlaşılacagı gibi yazar, “tepe”yi millî şuura sahip fertlerin yorucu da olsa ulaşması gereken bir hedef olarak görür. Maddîyatın sağladığı imkânların saadet getirmeyecegini, fertlerin bir ülküsü olması lazım geldiğini ve bu idealle gerçekten bahtiyar olacagı bir mevkiye ulaşacağını ve hakikî devlet adamlarının halkın önünde yürümesi gerektiğini belirtir. Bu bağlamda yazara göre “tepe” varılmak istenen noktayı, milletin nihaî hedefini işaret eder. (OKUMUŞ, 2011; 17)

Diğer kitaplardan örneklere biraz bakmamız gerekirse Halide Edip Adıvar’ın Ateşten Gömlek adlı eseri Milli Edebiyat’ın en önemli kitaplarından biri olmakla beraber mücadeleye destek olduğunu gösteren yazar bu eseriyle öne çıkmaktadır. Ayrıca Metristepe’de mücadele hala devam etmektedir. Metristepe Milli Edebiyatı’n ve mücadelenin başlangıcı konumundadır. 

İkinci İnönü'nde alayın başında başımı kurşunlara uzatarak ölümü bekledim ve göğsümden ölümün yıldırım gibi geçtigini, Metris Tepe'de duyarak bayıldıgım an her şeyin bitmiş oldugunu zannediyordum (Adıvar, 2008: 172).

Sonuç

Genel olarak ele aldığımız tepeleri tek tek değerlendirmek gerekirse, “Çamlıca Tepesi” Tanzimat edebiyatı yazarlarınca görünüşü, manzarası, tabiat oluşumu vb. güzellikleri için romantik bir mekân olarak karşımıza çıkar. Burada romantizm akımının etkisi vardır. Erkek ve kadın ilişkilerinin rahat bir şekilde yaşanmaya başlandığını, devlet adamlarının yaşadığı köşklerin burada olması biraz daha farklılaştırmıştır. Tepelerin çoğu döneminin içinde bulunduğu durumu yansıtmaktadır aslında. Çamlıca yazarların gözdesi olan bir tepedir bu bakış açısına göre ve İstanbul’da bulunmaktadır. 

Servet-i Fünun döneminin gözdesi olan tepe “Tepebaşı” Günümüzde Beyoğlu’nun arka sokakları ile çevresi olarak bilinen bu tepe Servet-i Fünun yazarlarının dışarıdan bakıldığında onlara verilen isimlerle “Yüksek zümre edebiyatı, Salon edebiyatı” vb. isimler bu tepeyi seçmelerinin ve asıl nedenini ortaya çıkarmaktadır. Tepebaşı romanlarda anlatıldığı zaman batılı tarzın kaynağı olarak görülmektedir, bunun doğruluğunu Mai ve Siyah romanının ana karakteri Ahmet Cemil tarafından rahatça görmekteyiz. Batılı tarzı eline almaya çalışan Servet-i Fünun yazarları kendi döneminde siyasal devrinden yasaklar alınca ve istedikleri gibi olmayınca kendini tamamen batı tarzına yöneltmiştir. Tepebaşı otelleri, kafeleri, tiyatroları, mağazaları, kâgir evleriyle batılı bir hayat tarzının merkezi olan Beyoğlu’ndadır. Dönemin koşulları sanatı ve sanatçıyı ayrı bir şekilde etkilemiş, o yüzden Servet-i Fünün yazarları Tepebaşı’nı kendi evleri gibi görerek romanlarında bu mekâna oldukça yer vermişlerdir.

Son tepemiz Çamlıca ve Tepebaşı’nın aksine İstanbul’da değil Anadolu’nun kalbinde yer almakta olan Metristepe’dir. Milli mücadele dönemimde yer alan Metristepe, diğer tepelerin aksine bireysellik değil, milli mücadele dönemini ele almaktadır. Milli Edebiyat döneminin yazarları Yakup Kadri, Halide Edip Adıvar gibi yazarlar mücadelenin bu tepe üzerinde kazanılmış zaferlerle ilerlemesini bu tepeyi tasvir olarak ele almıştır.

Sonuç olarak ele almış olduğumuz Çamlıca, Tepebaşı ve Metri tepe olarak kullanılan mekânlar sadece bir mekândan ibaret değildir. Roman, dönem ve yazar özdeşleşmesi ile kendi değerlerini ortaya çıkartmıştır. Tanzimat edebiyatı artık “Çamlıca Tepesi” Servet-i Fünun “Tepebaşı” Milli Edebiyat ise “Metris Tepe” ile anılmaktadır.

Kaynakça

  • Adıvar, Halide Edib (2008). Ateşten Gömlek. İstanbul: Can Yayınları.
  • Beyatlı, Yahya Kemal (2008). Eğil Dağlar. İstanbul: Dergâh Yayınları.
  • Kemal, Namık (2008). İntibah. İstanbul: Şule Yayınları.
  • Karadişoğulları, Ekrem (2005). Dergâh Mecmuası’nın Türk Edebiyatı İle Milli Mücadeledeki Yeri. A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 27: 
  • Karaosmanoğlu, Yakup Kadri (2009). Yaban. İstanbul: İletişim Yayınları.
  • Okumuş, Salih (2011). Tanzimat Sonrası Türk Edebiyatında Tepe Kavramı ve Simgesel Değerler. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 4: 17 
  • Tanpınar, Ahmet Hamdi (1997). 19’uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul: Çağlayan Kitabevi
  • Uşaklıgil, Halid Ziya (1938). Mai ve Siyah. İstanbul: Hilmi Kitabevi.
7 1
Cem Adrian - Kum Gibi (Çukur Canlı Performans)

Cem Adrian - Kum Gibi (Çukur Canlı Performans)

Martılar ağlardı çöplüklerdeBiz seninle gülüşürdükMartılar ağlardı çöplüklerdeBiz seninle gülüşürdük

Ayasofya’Nın Tarihi  

Ayasofya’Nın Tarihi  

 İstanbul imparatorluklar tarihinin başlangıcından beri en önemli şehirlerden biri olarak görülmüştür. Roma imparatorluğunun en önemli iki şehrinde...

Leonardo Da Vinci Kimdir?

Leonardo Da Vinci Kimdir?

 Tarihin gördüğü en zeki insanlardan birisi olarak Leonardo Da Vinci kimdir gerek hayatı gerekse sanatsal kişiliği ile merak ediliyor. En büyük res...